reklam

» İBN BATUTA SEYAHATNAMESİNDEN SEÇMELER KİTAP ÖZETİ

Yayınlanma Zamanı: 2014-03-10 00:00:00






İbn batuta seyahatnamesinden seçmeler kitap özeti, kitap özet, kitap özeti, kitap özetler, kitap özetleri, roman özet, roman özeti, roman özetler, roman özetleri, kitabın özeti, romanın özeti

KİTABIN ADI : İBN BATUTA SEYAHATNAMESİ’NDEN SEÇMELER
KİTABIN YAZARI : İBN BATUTA
YAYIN EVİ : MİLLİ EĞİTİM BASIM EVİ
YAYIN ADRESİ : İSTANBUL
BASIM YILI : 1971

1. KİTABIN KONUSU : İbn Batuta adlı bir gezginin Anadolu ve çevresinde yapmış olduğu seyahatleri konu alıyor.

2. KİTABIN ÖZETİ : Türk illerindeki ilk ziyareti Alanya olmuştur. Burada Kadı Celalettin ile birlikte Alanya beyinin yanına gittiler. Bir süre görüştükten sonra Antalya’ya gitti. Antalya Sultanı Yunus Bey’in oğlu Hızır Bey’in hastalığını öğrenince onu ziyarete gitti. Antalya’dan sonra Burdur’a geçti. Burada belde hatibinin evinde kaldıktan sonra Isparta’ya doğru yola çıktılar. Belde kadısının evinde misafir oldu. Daha sonra Eğirdir’e gitti. Dündar Bey’in oğlu Ebu İshak Bey’in yanında konakladılar. Burada kaldıkları süre içerisinde beyin bir çocuğu ölür ve ölünün ardından yapılan feryatların fazla olmadığı dikkatini çeker. Eğirdir’den sonra Gölhisar’a giderler. Burada ahilerden olan Ahi Sinan’ın yanında kaldılar. Denizli’ye geçtiler. Denizli hükümdarı Yenenc Bey’in oğlu Murat Bey’in misafiri oldular. Bir kervanla zamanın kuvvetli kalesi olan Tavas’a gittiler ve orada Milas’a yol almak maksadıyla kaldılar. Milas’ta Ahi Ali’nin dergahında kaldılar ve Konya’ya gittiler. Burada Şeyh Celalettin (Mevlâna)’nin türbesini de ziyaret ettiler. Buradan çok memnun olduklarını anlatmaktadır. Ayrıca Konya’da Mevlâna’nın hocası olduğu söylenen Ahmet Fakih’in kabri bulunmaktadır. Daha sonra Karaman’a geçerler. Karaman beyi Sultan Bedrettin ile tanışır ve daha sonra Aksaray’a oradan da Niğde’ye geçerler. Niğde’de bir ahi olan Emir Ali’nin yanında kaldılar. Buradan Sivas’a geçerler. Sonra Amasya’ya gittiler. Oradan da Erzurum’a gittiler. Burada, gelen misafirleri 3 gün ağırlamak o yöre halkı için bir gelenek haline gelmişti ve onlarda bu süre kadar Erzurum’da kaldılar. Daha sonra Birgi’ye gittiler. Mehmet Bey, kadı ve hafızlarla bir toplantı yapıyorlardı. İbn Batuta da bu toplantıya katıldı. Yalnız bir olay vardı ki bu olay onu çok sinirlendirmişti. Bir Yahudi hekim bu toplantıya katılmış Bey’in önündeki sedire oturarak hafızları arkasına almıştı. Bunun üzerine hekime bağırmış hekim de oradan ayrılmıştı. Oradan Aydınoğlu’na bağlı bir şehir olan Tire’ye daha sonra da Ayaslug (Selçuk)’a geçtiler. Buradaki Ulu Cami’den bahsediyor. Bu eşsiz eserin dünyada bir örneğinin olmadığını anlatıyor. Buranın hâkimi Aydınoğlu Sultan Mehmet’in oğlu Hızır Bey’dir. Buradan İzmir’e geçtiler. İzmir’de Şeyh Yakup’un yanında kaldılar. İzmir’in beyi olan Ömer Bey’in kurduğu donanma ile yaptığı akınları ve bu akınlar sonucunda topladığı ganimetleri büyük bir cömertlikle halkına dağıttığını anlatıyor. Böyle davranması Rumları çileden çıkarır ve bunun üzerine Rumlar Ömer Bey’e savaş açarlar. Ömer Bey ve askerleri şehit olur. Şehrin ele geçirilmesine rağmen kale dayanıp düşmez. Manisa’ya gider. Buranın hâkimi Saruhan’dır. Buradan Bergama’ya geçer. Buranın hâkimi Yahşi Han’dır. Bergama’dan Balıkesir’e geçti. Buranın hâkimi Demir Han’dır. Buradan Bursa’ya gittiler. Bursa’daki kaplıcaların hastalara iyi geldiğini anlatıyor. O zamanın Bursa hükümdarı Sultan Orhan Bey’dir. Bursa’dan Mudanya’ya gitmek üzere ayrılırlar. Yanlarında bir de rehber bulunuyorudu. Ancak rehber, para istediği halde verilmemesi üzerine onları karın ortasında terk eder. İbn Batuta arkadaşlarını rehberin terk ettiği yerde bırakarak yardım bulmaya gider. Bir tekke bulur ve oradaki insanlardan yardım alarak karın ortasından arkadaşlarını kurtarır. Tekkede bir hacı ile tanışırlar. Hacı bunların dilini (Arapça) bildiğinden iyi anlaşırlar. Bu sebeple hacının kendileriyle Mudanya’ya kadar gelmesi için ikna eder. Yolculuk sırasında hacının ne kadar bencil olduğunu öğrenirler. Ancak ona itibar ettiklerinden birşey yapmazlar. Nihayet Bolu’ya varırlar. Burada bir gece kaldıktan sonra Gerede’ye gittiler. Şehrin hâkimi Şah Bey’dir. Bu şehirden Kastamonu’ya geçtiler. Buranın hükümdarı Süleyman Padişah’tır. Kastamonu’dan sonra Sinop’a gittiler.burada namaz kılarken Hanefi mezhebine bağlı kişiler tarafından dikkat çekildiler. Çünkü Hanefiler onların namazı nasıl kıldıklarını bilmiyorlardı ve onları Şii’lerden zannediyorlardı. Bir test uyguladılar ve onların Maliki mezhebine bağlı olduklarına inandılar. Bu test tavşan yeme ile ilgiliydi. Onlar tavşanı pişirip yiyerek Maliki mezhebinden olduklarını kanıtlamış oldular. Çünkü Şii’ler tavşan yemiyordu. Anadolu’dan sonra Kuzey Türk illerine geçtiler. Önce Kırm’a gittiler. Halk hristiyan idi. Onlar müslüman olan halkın yanında kaldılar. Kırım’ın hâkimi Özbek Han’dır. Burada dolaşırken dört bir yandan gelen çan sesleri İbn Batuta’yı ürkütür. Bunun üzerine ezan ve Kur’anıkerim okutur. Kırım’daki hatunlardan bahseder. Hatunlara ait ayrı arabalar ve cariyelerin olduğunu anlatıyor. Büyük Hatun adı altında bir kadın, hükümdarın en çok sevdiği ve halkın da saygı duyduğu bir bayandır. Özbek Han’ın kızının ne kadar keremlive ahlâklı olduğunu anlatıyor. İki oğlundan büyüğünün ülkeyi iyiy yönetemediği için öldürüldüğünü, onun yerine küçük oğlunun geçtiğini ve daha iyi yönettiğini anlatıyor. Kırım’dan sonra İstanbul’a geçer. İstanbul’a Özbek’in bir Bizans prensesi olan karısının maiyetiyle birlikte gider. Haliç’in üzerinde o zamanlarda bir köprü olduğunu ancak kötü durumda olduğundan karşıdan karşıya geçerken kayıkların kullanıldığını anlatıyor. Büyük Kilise olarak adlandırılan Ayasofya’nın hristiyanlık âleminin en büyük ve gösterişli kilisesi olduğundan bahsediyor. İmparatorun Papa’nın bu kilisede bulunduğu müddetçe her sabah ve akşam huzuruna gidip selâmladığını anlatıyor. İstanbul’dan ayrıldıktan sonra Özbek Han’ın bulunduğu şehre döndüler. Hükümdarın iyi dileklerini alarak ayrıldılar. Kuzey Türk illerini de gezdikten sonra Güneydoğu Anadolu’ya geçtiler. Burada öonce Musul’a gittiler. Burada bulunan ve Hedba olarak anılan kalenin sağlamlığıyla tanınmış büyük bir kale olduğunu anlatıyor. Musul’un hâkiminin Haydar lâkabı ile tanınan Şemsettin Muhammet oğlu Alâattin Ali’dir. Hükümdar, Musul halkı gibi tatlı dilli, olgun ve yabancıları seven insandır. Musul’dan sonra Cizre, Nusaybin, Sincar, Dara’yı da dolaşarak Mardin’e geldiler. Buradaki kalenin diğer tanınmış kalelerden biridir ve dağın tepesinde kurulmuştur. Şehrin hâkimi Melik el-Mansur’dur. Bu hükümdarında diğerleri gibi cömert ve yabancılara karşı misafirperverliğinden bahsediyor. İbn Batuta Güneydoğu Anadolu’yu da gezerek Anadolu seyahatini tamamlamıştır.

3. KİTABIN ANA FİKRİ : Kitapta da sık sık bahsedildiği gibi kapımıza gelen tanrı misafirleri, iyi olduğuna dair bir kanaat getirdirten sonra, evimize almalı onların her türlü ihtiyaçlarını karşılamalıyız. Bu gelenekten de geldiği gibi bir insanlıktır.

4. KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ : Öncelikle hükümdarların yapmış olduğu cömertlikler çok güzel bir davranıştır. Yanlız hacının ve rehberin orada yapmış olduğu işler hiç de hoş karşılanacak şekilde değil. Bilmiyorum ama belki de ben öyle bir durumda dayanamaz onlara bir ceza vermeyi düşünebilirdim.

5. KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER : Kitap gayet akıcı. Anlaşılır bir dille yazılmış. Olaylar sırasıyla birbirini takip ettiğinden okuyucuyu kitaba daha kolay konsantre olmasını sağlıyor. Ayrıca kitap Türk misafirperverliğinden ve cömertliğinden bahsetmesi okuyucunun kitabı okuma isteğini daha da artırıyor.

6. KİTABIN YAZARI HAKKINDA BİLGİ : 24 Şubat 1304’te tancada doğmuştur. Tam adı Ebu Abdullah Muhammed Bin Abdullah El-Levati Et-Tanci İbn Batuta’dır. Orta çağın en ünlü gezginidir. Birçok kadı yetiştirmiş bir ailenin çocuğuydu. Doğduğu yerde aynı zamanda fıkıh ve edebiyat öğrenimi görmüştür. 21 yaşında ilk olarak Mekke’ye gitmiştir. Başlangiçta amacı hac görevini yerine getirmekti. Yalnız içinde bir gezi isteği uyandı ve “hiçbir yoldan iki kez geçmeme” kuralını benimseyerek dünyanın olabildiğince çok yerini gezmeye karar verdi. Genellikle ticaret, hac ve öğrenim gibi amaçlarla dolaşan çağdaşlarının tersine, yeni ülkeleri ve halkları tanıma güdüsüyle yola çıktı. Önceleri bir bilgin oluşundan, zamanla da gezgin olarak elde ettiği ünden yararlanarak, gezginliği aynı zamanda bir geçim kaynağı yaptı. Birçok hükümdar, vali ve yüksek görevliden aldığı cömert yardımlarla gezilerini aksatmadan sürdürme olağanı buldu.


Duyuru
Sitemizde güncelleme çalışmaları devam etmektedir.
karlitorosdaglari.blogcu.com Ekibi